İçimdeki bahar


Bu güneşsiz Adana sabahında bahçedeki ağaçların sessizliği beni dürtüyor, kalk gel sen de sessiz yaşamımıza katıl diyor. Diğer tarafımda ise bir kelebeğin peşinden koşan bir çocuk var, nereye gitse çiçekler sanki o yöne dönüyor.

Ne yapmalıyım, hangisine gitmeliyim, yoksa yüreğimi ve gözlerimi saran bir ışıltı mı beklemeliyim? Bazen başladığım bir şeyi bitirememiş olmak beni hüzne daha çok yaklaştırıyor. Bu hayatta başladığım hiç bir şeyi bitiremeyeceksem de, sevmenin sonuna kadar gidebilmeyi isterdim.

ask-ask

Ama hayat bir çelişkiler savaşı. Sevgiyi ve sevgiliyi her arayışımda sanki bir şeyleri de tüketiyor gibiyim. Tükenen, insanlar, dostlarım, arkadaşlarım değil, sadece zaman. Sevgiden uzak olarak geçen zamanlarım bir bir tükendikçe içimdeki beni kaybediyor gibiyim.

İşte her şey burada, sevgiye inanmakla başlıyor. Sevgiyi yaşayabilmek için zamanın ve seven insanların bir noktada buluşmasını beklemek değil, inanmakla bile bir adım atıyorsun gerçek yaşama. Sonra bakıyorsun ki sevmek güzel bir duygu, nefes almanın en muhteşem güzelliği, fakat günümüzün hastalığı olan tek başına sevmekse tek başına topal yürümek gibi yokuşlarda.

Diğer yandan birlikte sevmek çift kanatlı uçmak gibidir, bakın etrafınıza çoğunun kanatları tektir, işte etrafımızdaki tüm kargaşanın tek sebebi budur. Duygu ve düşünce her zaman karşılıklı yansıma ile tekamül ediyor, düşünerek konuşuyor, düşündükçe olgun yaşama bir adım atıyorsun.

İnsan olgunlaştıkça doğruları daha çok sorguluyor, eskiden sorgusuz sualsiz sevgiler yaşanırdı fakat şimdi kimse bilmiyor neye inanacağını. Herkes kendi kalbine şahitlik edebilir sadece. Sabahın bu vaktinde düşüncelerim gibi bedenim de kendiyle bir savaş halinde, kulağımda bir aşk şarkısı, içimde hüzün, gönlümde bahar var, bu baharın adını koyamıyorum bir türlü.

Yazar: Konuk Yazar

Wolkanca sitesine Konuk Yazar olan, dışarıdan kendi yazılarını ekleyen bir kişi.

“İçimdeki bahar” için 2 yorum