Hayalî atlı

SONY DSC - Hayalî atlı


Gecenin karanlığında yaklaşan bu nal sesleri olmamalıydı. Yirmi birinci yüzyılda az sayıda at arabası vardı ama hiç biri benim semtimden geçmezdi. Yılların alışkanlığıydı artık bu. Adalara gittiğinde arabaları yadırgardın, sokaklar çocuk ve at sesi dolar taşardı. Oysa sokağımdan hiç geçmezlerdi. Başımı kaldırdığım roman, bu ahenkli ses dışında başka hiçbir şeyin bizi ayırmasına izin vermeyecek kadar almıştı beni devinimine.

SONY DSC - Hayalî atlı


Yine de yaklaşan sesin sahibini merak ederek cama doğru gittim. Salonum insan sesleriyle çınlıyordu, bu ses onları boğamamıştı. Odamın cami eşyaların ardından kaldırımı görmeme el vermeyince salona geçtim.

Evimin bana ait olmayan tek bölgesi, benim olması için caba harcadığım tek şey. Cama yaklaşırken arkamdan bir kız sesi, neye bakıyorsun, diye sordu. Nal sesleri öylesine çağırıyordu ki beni, sesin sahibesini ayırt edemedim, boş boş sokuldum cama.

Karşı kaldırımda kızıl kestane bir at durdu. Eğersiz çıplak sırtında, ayni renk saçlara sahip, üzerinde sadece siyah bir cübbe olan bir kız vardı. Çıplak bacaklarıyla atladı atından, gözlerime baktı. Kızı tanıyordum, bedeninin her karışını, yıllarını, düşüncelerini en çok da ağlayışını. Bu bakışlar ayni kızındı ama duruşu, çağırısı bambaşkaydı.

Aklımın her köşesinde çırpınan soruları sormaya başlarken arkamdan aynı kadın, Diarge, kim o, dedi. Son birkaç yılın her şeyini paylaşmış olsak da sesi yine de çok yabancı geldi sevgilimin. “O” dedim.

Oda da bir sessizlik oldu. Shrianna yanıma yaklaştı, neden bahsettiğimi anlamıştı, ses tonum atlı kızla sevişiyordu bile. Ve o, bu kızı düşünmemden bile tiksiniyordu.

Lyluria, bir gün aniden hayatıma girmişti. Çok ürkek tavırları altında gözleri hep yaşından olgun bir kadınsılıkla parlardı.

Alışmıştı o, sıradan insanların verdiği tavırları bildiğinden, yine de vakalarla, aralarına girmek için uğraşmıştı. Bu yüzden kim yaklaşsa bir adim geri kaçardı. Temas edilmesinden kaçınırdı ama karşıdakine bir kere güvendi mi, tenini ayıramazdı sevdiklerinden. Ne kadar uzaksa tavırları bu ne kadar isteriğini gösterirdi o insana güvenebilmeyi.

Balık burcunun serin bir gecesi sabaha varırken yine gelmişti kaldırımıma, ıslaktı. Üzerinde incecik uç beş parça kıyafet, sırılsıklam kapımda durmuş beklemişti. Evde yoktum. Kapımı çalmış sadece ve beklemişti. Duyduğum an koşarak gitmiştim, ıslak saçlarından yüzü görünmüyor, bir tek iri dudakları soğuktan kıpkırmızı olmuş beni selamlıyorlardı.

Hemen eve aldım. Hiç konuşmadan banyoya girdi. Kıyafetleriyle sıcak suyun altında durdu, kapıda olduğumun farkında değildi sanki. Bense gözlerimi alamıyordum.

Elbisesini bacaklarından yukarı sıvamaya başladığında bir tokat yemiş gibi irkilip kapıyı kapattım ve havlu hazırlamaya gittim.

Geri geldiğimde banyonun kapısındaydı, üzerine bir baş havlusu dolamış, elinde sırılsıklam kıyafetleri, ne yapacağını kestiremez gibiydi. Isıtıcıyı açtım, bir kedi yavrusu gibi dibime sokulmasına izin verdim.

damla çakıl esmer – cakil@ – http://maisondesante.tumblr.com/
hayalî atlı – ekle, yazı, hikaye, masal, renk, at, hayal, rüya, kedi, aşk, sevgi, çıplak, sevgili, nal

İlgili

Yazar: Konuk Yazar

Wolkanca sitesine Konuk Yazar olan, dışarıdan kendi yazılarını ekleyen bir kişi.