Kategoriler
Düşünce

Atatürk’ün hazırlattığı hutbeler

Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe…

Dünyanın görmüş ve göreceği en büyük devrimci, dünya tarihinin en büyük liderlerden biri olan Mustafa Kemal Atatürk’ü göz ardı etmek mümkün değildir. Asrın sözde liderlerinin değil, asırları aşan ölümsüz bir liderin izindeyiz!

Atatürk, Cumhuriyetin ilanından hemen sonra Hilafetin meclis oylaması ile kaldırılması ile birlikte “Laik devlet” ilkesi yönünde bir adım olarak başbakanlığa bağlı olarak 3 Mart 1924’de Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmasını gerçekleştirdi. Anayasanın 136. maddesinde, “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.” hükmü yer almaktadır. İlk başkan dönemin Ankara Müftüsü olan Mehmet Rifat Börekçi’dir. Börekçi hoca Atatürk’ün cenazesini de yıkayan kişidir, kendisi istiklal savaşı sırasında dürrizade‘nin fetvasını karşı Ankara fetvasını(Ankara Müftüsü Mehmet Rifat Efendi tarafından yazılıp 153 müftü tarafından imzalanarak ilan edilen fetvadır.) imza atmış kişidir, “bağımsızlığı olmayan, işgal altındaki yerde cuma namazı kılınmaz” demiştir.

Her ne kadar bazı kesimler kasıtlı olarak “din düşmanı” ilan etse de, Diyanet İşleri Başkanlığı, milli bayramlar öncesi ve sonrasına denk gelen cumalarda onun ismine hutbelerde yer vermese de, Mustafa Kemal Atatürk, “dine saygılı” bir liderdi. Talimat verdi, 3 Mart 1924 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurdu. Cumhuriyet’in ilanından sadece 4 ay sonra… İlk Başkan Rıfat Börekçi Hoca’ya, 1927 yılında, bir “cuma hutbesi” hazırlattı. Daha doğrusu, oturup birlikte kaleme aldılar. “Askerliğin şerefi” konusunu işlediler. “Askerliğin şerefi”, o dönemde savaştan yeni çıkmış bir ulus için çok önemliydi.

Bugün de önemli… Ordumuz yakın geçmişte linç edilmek istendi. Bugün de “itibarsızlaştırma gayretleri” devam ediyor. O hutbeyi hatırlatmanın da tam zamanı.

“Ey cemaat-i Müslimin!

Dünyada düşmansız insan olmaz. İnsanın dostu bir ise düşmanı bindir derler. Bunlar, boşuna söylenmiş sözler değildir. Düşmanın açığı var, gizlisi var, bilineni var, bilinmeyeni var, küçüğü var, büyüğü var. Fakat düşman değil mi, hepsi fırsat kollar, hepsi bir zamanını bekler. Onun için insan daima uyanık olmalı, düşmanı korkutacak, düşmanın tecavüzüne meydan vermeyecek kadar kuvvetli, o kadar uyanık bulunmalı. Başka şekilde dünyada rahat yaşanmaz ve yaşatmazlar.

Ey cemaat-i Müslimin! Ey Allah’ın kulları! Düşmana karşı kuvvet hazırlamak üzerimize farzdır. Bu kuvvetlerin en mühim kısımlarından biri de şüphe yok ki askerdir. “Asker”dir. Asker, düşmanlara karşı dinimizi, yurtlarımızı, ırz ve namuslarımızı bilfiil koruyan silahlı bir kuvvettir. Bunun için askerlik çok büyük, çok mukaddes bir vazifedir. Allah’ını, Peygamberini, yurdunu, yuvasını seven, ırz ve namusunun kıymetini bilen her insan, askerlik görevini seve seve yapmalıdır.

Bizim dinimizde askerliğin mertebesi çok yüksektir. Ölürse şehit, kalırsa gazidir. Peygamberlik rütbesinden sonra en yüksek rütbe şehitlik mertebesidir. Onun için askere çağrılınca koşa koşa ve sevine sevine gitmek lazımdır.

Peygamberimiz; ‘Silah altına davet olunduğun zaman hemen icabet et’ buyurmuştur. Peygamberimizin bu emrini tutmak, boynumuzun borcudur. Askere çağrılıp da gitmeyenler, askere gitmemek için hiç yoktan bahaneler, hastalıklar icat edenler Allah’a ve Peygamberine asi olmuşlardır. Böylelerinden ne Allah razı olur, ne Peygamber!

Ey mü’minler! Bilmiş olun ki, bir asker için en büyük vazife, amirlerine, subaylarına, komutanlarına itaat etmektir. Efendimiz, ‘Hoşunuza gitse de gitmese de amirlerinizin emirlerini dinleyin, onlara itaat edin’ buyurmuşlardır. Amirlerine itaat etmeyen asker, ordunun bozulmasına sebebiyet verir, böylece memleketine ihanette bulunmuş olur. Çünkü itaatsizlik, düzensizliği ve düşmanın galibiyetini hazırlar. Onun içindir ki, askerin amirlerine karşı itaatsizliği, Allah vermesin, memleketin ve milletin mahvolmasına sebep olur. Vazifesini bilen bir asker, amirleri ne söylerse onu yapar. İtaatsiz bir asker, Allah’ın ve Peygamberin gazabını kendi üzerine alır, dünyada ve ahrette rezil-rüsva olur.

Askerlikte gösterilen her vazife mukaddestir. Talim ve nöbet ise kutsal bir görevdir, büyük bir ibadettir. Peygamberimiz buyuruyorlar ki; ‘Allah için bir gece nöbet beklemek, gecesi namaz, gündüzü oruçlu geçen bin geceden hayırlıdır’.

Talime çıkmamak için yalandan hasta görünmek, büyük hem de çok büyük bir günahtır. Nöbet beklerken uyumak, bulunduğu karakolu düşmana teslim etmek de büyük bir günahtır. Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuşlardır; ‘İki göze cehennem ateşi dokunamayacaktır. Biri Allah korkusundan ağlayan göz, diğeri de Allah yolunda gece vakti karakol bekleyen göz’… Çocuklarımıza atıcılık öğretmek, askeri talimler yaptırmak da Peygamberimizin emirlerindendir.

Ey cemaat-i Müslimin, ey Allah’ın kulları! Düşman ile karşı karşıya gelmeyi arzu etmeyiniz. ‘Ah bir savaş olsa da şöyle yapsak’ demeyiniz. Fakat her ne sebeple olursa olsun, düşmanla karşı karşıya gelmek zorunda kalırsanız, o zaman düşmandan daha çok kararlı olunuz, düşmana arka çevirmeyiniz, düşmandan kaçmayınız. Çünkü düşmandan kaçanların cezası, dünyada hüsran ve helak, ahirette azaba uğramaktır. Bunlar dünyada sefaletin, ahirette cehennemin en alt tabakasına yuvarlanırlar. Böyle bir akibet ise fenadır.”

Atatürk’ün Rıfat Börekçi Hoca ile birlikte hazırladığı cuma hutbesi

Mustafa Kemal Atatürk’e Ayasofya Camii’nde geçenlerde yapılan hakareti görmek çok üzücü bir şeydir ve bunu yapanlar tarihe elbet hesap verecektir, ayrıca Cumhuriyet Bayramı için camilere gönderilen hutbelerde Atatürk’ün anılmaması da akıllarda kalmalı. Onlar da bir yana 10 Kasım anması için Ayasofya’da mevlit için izin vermeyen şu anki yönetim de unutulmamalıdır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk büyük bir dehadır, bunu biz kendimizi övmek için söylemiyoruz, bunu tüm dünya söylemektedir. Öyle ki Diyanetin kurulumuna eş olarak 52 adet yani tüm yıl için her Cuma günü okunacak hutbeleri kendi hazırlatmıştır, hutbelerin hepsi yazılı olarak mevcuttur(Prof. Dr. Haydar Baş / Hoş Geldin Atatürk (2017)), birkaçını buraya eklemek isterim.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hazırlattığı Hutbeler Hutbe 6: Peygamberin Ahlakı
Atatürk’ün Hazırlattığı Hutbeler – 1 “Allah’a Kulluk ve Hamd”

Tarihin iktidar sahipleri tarafından yazıldığı tarihi bir gerçek olmakla birlikte bu yüzyıldan sonra bunun böyle olmayacağı aşikardır, tarih bu yüzyıldan sonra asla bir kişi veya bir zümre değil algoritmamalar, dijital kaynaklar tarafından yazılmaktadır. Yani ne yaparlarsa yapsınlar boşadır hiç üzülmeyin; “Açtığın yolda gösterdiğin hedefe…

Açtığın yolda gösterdiğin hedefe… / Kafa Dergisi – Kasım
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, yolundan ayrılmamak üzere… Senin fani vücudun aramızdan ayrıldı fakat sen varlığımızda yaşıyorsun ve ebediyen yaşayacaksın. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü sevgi, saygı ve minnetle anıyorum. Paşam, nur içinde yat. #10Kasım

Dünyanın görmüş ve göreceği en büyük devrimciyi saygıyla selamlıyorum. Bir ölüm ancak bu kadar ölümsüz olabilirdi, 10 Kasım Atatürkü anma günüdür, ölüm yıl dönümü değildir. Dünyanın her yanında tüm insanların saygı duyduğu ve meydanlarda heykellerini diktiği tarihin en itibarlı şahsıdır.

Tarihin gördüğü en büyük putkıranlardan biridir Atatürk… Saltanat ve hilafet putunu kırdı o! Ona ancak putperestler düşman olur. Bin saygı sana özgürlüğün önderi…

Saygılarımla.

WOLKANCA

Volkan Yılmaz

Digital Marketing & WordPress & SEO volkan@volkanyilmaz.com.tr