Kategoriler
Medya

Erdal İnönü

erdal inönü

Prof. Erdal İnönü (d. 1926, Ankara, ölümü 31. ekim 2007), Türk bilim insanı ve siyasetçi. İsmet İnönü ve Mevhibe İnönü‘nün oğlu olarak dünyaya geldi. 1947'de Ankara Üniversitesi’nden fizik lisans diplomasını aldı. ABD'de Kaliforniya Teknik Üniversitesi’nde 1951'de doktorasını tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Fizik Bölümü’nde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1964-1974 arası ODTÜ'de profesör unvanıyla görev yaptı. Bu üniversitede rektörlük de yaptıktan sonra 1974’te Boğaziçi Üniversitesi’ne geçti. 1983’te SODEP'in kurucu genel başkanı olarak siyasete atılıncaya dek bu üniversitede görev yaptı. SODEP ile Halkçı Parti'nin birleşmesi ile kurulan SHP'nin genel başkanı seçildi. 1993'e dek bu görevini sürdürdü. DYP-SHP Koalisyon Hükümeti’nde başbakan yardımcılığı ve dışişleri bakanlığı görevlerinde bulundu (1991-1995). XVII. (Ara Seçim), XVIII. ve XIX. Dönem İzmir Milletvekilliği yaptı. 2004’ten beridir Sabancı Üniversitesi ve TÜBİTAK Feza Gürsey Enstitüsü’nde görev yapmaktaydı. 31 Ekim 2007 gunu kanser tedavisi gordugu Amerika’daki bir hastanede yasamini yitirdi.


cemal süreya'nın kaleminden:

çevresine belirsiz bir mizah da yaymakta. uzun vadede düzeltici, gözaçıcı, yerine oturtucu bir mizahtır bu. gülmece değil de, gülümsemece… yarısı kendinden, yarısı hesaplanmış. acemi görünüm, erdal inönü'de, yalınlığın, iyi niyetin, çıkarsız çabanın sadece kabuğu ya da süsü değil, tanıtım ilanıdır da. kravatının öyle hafifçe yana kayıvermiş olması, yalnızca kumaşının çok hafif olmasından mıdır acaba? demokrasimizin utangaç jokeri. gerçek anlamda cesaret sahibi. yasal kuruluş temsilcileri arasında, 12 eylül uygulamalarına ve general evren'e karşı ilk çıkışı o yaptı. ilk yarayı, daha mgk döneminde, ondan aldı kenan evren. doğrudan kişiliğinden geliyor. fotoğraflar, bir sürü fotoğraf. yan yana çekilmiş ya da gizlice çekilmiş resimler. erdal inönü gri, solgun, silik, uzaklara bakıyor. objektife sanki ruzgargülü niyetiyle bakıyor.fen fakültesi'ni bitirdiği 1947 yılından bir “gençlik anısı”. 1952'de, princeton'da, koyu yeşil ağaçlar altında, hüzünlü. 1959'da yine dünyanın bir ucunda, bir laboratuvarda, “konuk araştırmacı” olarak elini alnına götürmüş. 1970'de, odtü'de, öğrenciler arasında biraz memnun, biraz da memnun görünmek zorunda. fotoğraflar. yüzü balıkçıl yüzü. biraz da turna gibi olsun isteniyor. hem, ne olacak, ikisi de su kuşu. özal'ın yanında: güzel günler anteni! hiç değilse, kötü günlerin sonu anteni! özal onun yanında, olduğundan da acımasız, yontulmamış, yalancı görünüyor; hatta, olmadığı kadar da eğlendirici, nursuz, mevlit diskcokeyi… ecevit'in görev tutkusundaki bencillik katsayısı fena işlemeye başlıyor. erbakan, hiç de fenni olmayan bir sünnetçiye düşmüşçesine ağzını açıyor. türkeş, kıymeti harbiyesine tatil hakkı tanıyor. kısacası, erdal inönü, yandaşlarınca yadırganan, azımsanan bazı nitelikleriyle, başkalarının bir takım özelliğini açığa çıkardı. politika sahnesine düzey getirdi. mavi melek filmini görmüş müydünüz? yaşlı profesörle genç kızın aşkı. ama başrolde curd jurgens değil de, james stewart oynayacak… kız, demokrasimiz gibidir, kabak çiçeği gibi… erdal inönü o çiçek karşısında herhangi bir sapınç göstermedi.

özal, demirel için bir bela: inönü, ecevit için yazgıya da dönüşebilecek bir şanssızlık. çünkü özal, demirel'in karikatürüdür; onun kusurlu yanlarının da adamakıllı abartılmış imgesi… erdal inönü ise ecevit'in iyi yanlarının da yansısıdır. ecevit kendi iyi yanlarıyla savaşma durumuna düştü. biraz da düşürüldü. ne olursa olsun, bu tutumuyla, hele “pazar ekonomisi” gibi hemen buluşturulmuş sanısı uyandıran ve kendi çizdiği çizgiyle uyuşmayan sözlerle rövanşı kolay kolay alamaz. şu da var ama: bir ecevit olayı olmasaydı, bugün erdal inönü de olmazdı. nasıl acımasız bir toplumuz biliyor musunuz! ama ecevit de sanki az mı acımasız?… ecevit'e gerçek anlamda elini uzatan tek shp'li. daha nasıl olsun? geçici adamın kalıcılık olasılığı: budur erdal inönü. konuşma yeteneği olmadığı söylendi. tv'deki birinci referandum konuşmasına ve izmir mitingine kadar birçok gazete yazarı o kanıdaydı. çok daha önce gösteri dergisinde tersini düşündüğümü yazmıştım. bir de melih cevdet anday yazdı. ne söylediğini bilen bir iki politikacıdan biri de o. boş laf etmez. sorunlardan kaçarken bile. coşkusuz diyorlar. ama o istemiyor ki öyle bir coşkuyu. hamasi olmak, öfkeli görünmek, bağırıp durmak mıdır coşku? hem, sosyal demokratım diyen kişide o tür coşku niye olsun? devrim mi yapacak? yine de, erdal inönü'nün konuşmalarındaki tek sapma, zaman zaman başkalarının vurgularına yenildiği, onlar gibi olmak istediği anlarda ortaya çıkıyor. demek, o yargılara yine de kulak vermiş.

erdal inönü'yü conrad'ın ölüm seferi başlığıyla dilimize çevrilen ünlü romanındaki zeki, ama idaresiz ikinci kaptan baker sananlar var. kendi partisinde de var böyleleri (hasan fehmi güneş vb). oysa o, aynı romandaki kaptan allistoon gibi sakin ve güçlü… ne romandır o! gemi okyanusun ortalık yerinde birdenbire doğruluverir. sol'a her zaman gerçek bir demokrat aydın gibi baktı. babasına benzememek için bıyık bırakmak istemiyor. turna işini düşünsün.**

13 eylül 1987

WOLKANCA

Volkan Yılmaz

Digital Marketing & WordPress & SEO volkan@volkanyilmaz.com.tr

Erdal İnönüiçin 1 yanıt