Güç

Demokrasi: tüm üye ve vatandaşların eşit haklara sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Demokrasi ülkemizde yıllarca tartışılan bir kavram, işin açılım yönüne değinecek olursak, bu açılımın toplumdaki belirli bir azınlığa, gruba, cemaate yapılması aslında demokrasinin de sakatlanması anlamına geliyor. Yani bu işin içinde ülkedeki tüm renkler olmalıdır.
Demokrasi, bireyi özgürleştirmeli, birey de özgürleştikçe “sorumlu” olmalıdır. Aksini düşünürsek, bireyi özgürleştirmeyen bir demokrasi “sorunlu” bireyler meydana getirir.

Her zaman demokrasi alanında tartışmalı kararlar alan bir ülkeyiz. Demokrasinin araçları Meclis, Siyasi Partiler, Anayasa, Sivil Toplum Örgütleri ve Kolluk Kuvvetleri'dir. Demokratik bir toplum bireylerin toplumun yaşaması için gönüllü olarak verdiği desteğe dayandığından insan hakları toplumun ön koşuludur.

Aldığımız tartışmalı kararların başında “sansür” geliyor. Dünya'da sanal ortamda sansür konusunda ilk sıraları kaptırmıyoruz. 1999 yapımı Rüzgâr Bizi Götürecek adlı ödüllü filmin hem yönetmen hem de senaristi Abbas Kiarostami'nin sansür üzerine şu sözleri aklıma geldi: “Evet, sansür uyguluyor İran yönetimi, ama biz bunu bilerek film çekiyoruz ve teslim ediyoruz, hem bu konuyu bana yurtdışında sorduklarında ülkemi ne övüyor ne de yeriyorum. Dünyanın her yerinde sansür var.” İran'da yönetim biçimi farklı biliyorsunuz. Burada ise söylenildiği üzere “demokrasi” var.

Son günlerde sansür konusunda yeni bir hedef kitle seçildi: eşcinseller. Cinselliğin de sorun olduğu bu ülkede eşcinsellik ile ilgili bir açılım görür müyüz bilinmez ama Almanya'ya eşcinsel yeni bir Dışişleri Bakanı geliyor. Geçtiğimiz yıllarda Lambda İstanbul ve KAOS GL adlı iki eşcinsel oluşuma kapatma davası açıldı. Geçtiğimiz günlerde ise Gabile adlı bir eşcinsel eğlence, paylaşım sitesine erişim yasağı getirildi. Eşcinsel olduğu sebebiyle bir hakemin görevine son verildi, yüksek düzey bir polisin eşcinsel görüntüleri ortaya çıktı diye soruşturma açıldı ve polis istifa etti.

Mecliste girişim yok, Siyasi Partilerin tüzüklerinde tanınmıyor (sadece birinde dolaylı bir biçimde atıfta bulunuluyor), Anayasa'da bu konuda hiçbir ifade yok, sivil toplum örgütleri var, fakat haklarında kapatılma davası açılıyor, Kolluk Kuvvetleri'nden olan polis eşcinsele soruşturma açıyor ama “Ordu” tanıyor. Nasıl mı? Hastalık olarak (psikoseksüel sapkınlık) tanımlıyor. Tanımladığı bu hastalığı saptamak içinse fiziksel ve psikolojik muayenenin yanı sıra hemcinsiyle ilişki halinde çekilmiş fotoğraf veya video istiyor. Öldürmeyip (yok saymayıp) sıtmaya razı ediyor desek yeridir.

Toplumun herhangi bir kesimini özgürleştirmeden, doğuştan gelen temel haklarını vermeden, aksine işlerini, sosyal mekânlarını elinden alıp sorumsuzlaştırarak, demokratik bir toplumdan bahsedemezsiniz. İşin açılım kısmına gelirsek, su ne kadar, ne zaman, nasıl ısınır bilinmez ama, demokrasi toplumun belirli kesimlerine soğuk bakıyor, bakışın ısınması ise, bireylerin doğuştan gelen temel insani haklarını güçlü bir şekilde istemelerine bağlıdır.Güç,insanın içinden gelmelidir. Demokratik Türkiye'de hak verilmez, çünkü söke söke alınacak duruma düşmüştür.

Dipnot: İlk yazımı yazıyor olmam sebebiyle wolkanca'ya hoş geldim.