Kategoriler
Hayattan

İstanbul'daki Karadeniz

Bu gecemin bir bölümünü bu yazıyı yazmaya ayırıyorum çünkü arkasına o eşsiz Istranca ormanlarına dayamış o güzel Çilingöz bunu hak ediyor. Gitmesi, gelmesi, gezmesi, denizi ve ormanı ile daha bir çok karşılaşacağınız enteresanlıkları ile, çok uzun yol gitseniz de orada geçirilen vaktin aynen burada benim şimdi bu yazıyı harcayacağım vakit gibi değeceğini anlıyorsunuz.

Bazen ben de bu tür duygular oluşur, bir yer veya bir şeyi keşfetmişsem ona zarar gelmesin, herkes bilmesin orası bakir kalsın, bozulmasın, böyle bir duygudur bu, çünkü hep insanların çoğaldığı yerler ve çok kullanılan şeyler maalesef bozulur, büyüsünü kaybeder diye düşünürüm. İşte Çilingoz ben ve diğer kampçılar için belki de öyle bir yer.

Nereden başlasam bilemiyorum, önce kısaca İstanbullu olan ben ve ailemin bu günübirlikçilik tatil, piknik, vs. gibi gezi kültürlerinden bahsedeyim daha sonra Çilingöz'e nasıl gidilir, neler yapılır, nelere dikkat etmeliyiz gibi konulara değineyim. Aslında ana konu yani amacım hem orayı duymayanlara duyurmak, gitmemişler için merak uyandırıp gitmelerini sağlamak, hem de gitmeyi planlamış arkadaşlara öneriler de bulunmak.

çilingözBiz dedemlerden itibaren şu anda İstanbul'da bulunduğumuz mevkii de Bulgar göçmenlerinden sonra ilk yerleşimcileriz, tüm çocukluğum şu anda da oturduğum mahalle de (o zaman köydü) geçti. İstanbul'un Topkapı surlarından dışı İstanbul'dan sayılmadığı zamanlardı, tabi biz İstanbulluyduk ama İstanbul'un köyünde yaşıyor, İstanbul'a otobüslerle taşınıyorduk ancak. Hatırlıyorum otobüslerde pofur-pofur sigara içiliyordu ve bu kadar kalabalık değildi İstanbul. Semtlerin isimleri anılınca oranın tüm seceresini bilirdik, yani şu tip bir yerleşim, şu tip insanlar gibi, şimdiki gibi karman çorman bir yer değildi. Bulunduğumuz yer bamya tarlaları ile doluydu, çok güzel ağaçlar, özellikle dut ağaçları ve diğer meyve ağaçları için de okula çamurlara batmayalım diye kara lastikle giderdik, bir tane okul vardı ve ben çok iyi hatırlıyorum o ilk okula giderken jandarma karakolunun önünde dizili o ağaçların bir o tarafına bir bu tarafına dolanıp oyun oynaya-oynaya giderdik. Şimdiki emniyet müdürlüğü bir jandarma karakoluydu ve çevrenin tek okulu olan o okul hala ayakta eğitim veriyor.

Şoför olan aile de araba sıkıntısı yoktu, öyle bir kısmet ki babam ve amcamın biri askerliğini İstanbul'da yapmışlar. Babam askerken ara da eve gelirmiş ve ben de babam askerdeyken doğmuşum 1 numara olarak. 1 numaralar aile de en şanssız çocuklardır bu arada bunu da yazmadan edemeyeceğim, 1 den sonrakiler kolaydır ne deseler tamam çocuğum derler, 1 e demezler, hayal bile zor kurdurturlar.
Dolayısıyla bizimkiler büyük aile olarak çevreyi çok iyi biliyorlar ve sürekli gezilere çıkıyorlar, aslında gerçekten profesyonel kampçılara taş çıkartacak bir organizasyon var ortada ama onların bundan haberleri yok, rutin piknik türü günübirlik geziler bunlar onlara göre.

İşte böyle bir ailede olunca kişi ister istemez hem gezmeyi hem doğayı seven biri oluyor. Sayısız günübirlik kamp ve gezilerle geçen çocukluğum da ben çoğu yeri çok iyi hatırlıyorum. İstanbul çevresinde olan bu yerlerin bazıları Çilingöz gibi, belki çok uzak olduğundandır güzelliğini bu güne kadar korumayı başardı, umarım hep öyle kalır.

THY'nin dergisi SkyLife'ın Aralık 2007 sayısında Ufuk Sarışen'in İstanbul'daki Karadeniz diye işlediği konuyu o ay okuduğumda zaten işte buralar işte buralar demiştim, aklımın bir yeri hep İstanbul'daki Karadeniz-İstanbul'daki Karadeniz diye sayıklıyordu. Ufuk Sarışen, fotoğrafları ve anlatımları ile öyle güzel belgelemişti ki o güzelim İstanbul'daki Karadeniz i, tek kelime büyülenmiştim. [via]

Aile bu günübirlik kamp, piknik kültürlerini hiç eksiltmeden devam ettirdiler tabi, ben onlardan uzun süreler geri kalmıştım. Babam bana Çilingöz'ü bir kaç gün önce teklif ettiğinde hiç düşünmeden tamam baba deyip atlamıştım. Evet bu hem benim bu İstanbul'daki Karadeniz rüyamın bir bölümünü oluşturacaktı hem de tabi eskiyi yad etmek gibi bir şey silikleşmiş şeylerin üzerinden geçmek olacaktı.

Çok uzun yazıları aslında böyle hazırlıksız yazmamak lazım ama, bu koşuşturmanın içinde şimdi bu heyecanla yazmazsam aklımdakileri inanın yalan oluyor, eğer varsa hatalar blog nasıl olsa benim üzerini çizer doğrusunu yazarım, affedin.

çilingöz

Esasında gideceğimiz yer bir kamp yeri, oraya bir veya iki gün önceden çıkıp gidip tesisatı kurup geceleri kalmalısınız, ama bizim bu ara vakit olarak öyle bir olanağımız olmadığından sabah saat 04:30 da evden çıkış yaptık. Ortalama 3 saat hedefini koymuştum ben, sonradan bu hedef hemen-hemen tutacaktı fakat babamın macera tutkusu yüzünden ormanın içini ralli yapıp, sulardan, engellerden aşıp turlamamız bize biraz vakit kaybettirecekti. Kaybolan vakit de bile eğlendiğimizi, doğayı yaşadığımızı da fark ettim sonradan.
Tavsiyelerim şunlar, Çilingöz'e gidecekseniz çadırınızı alın birkaç gün önceden gidin, bu mümkün değilse ve gitme arzusuyla tutuşuyorsanız benim gibi öyleyse çok erkenden çıkın. Ücretli otoyoldan Çatalca'ya kadar gidin bu yarım saatinizi almaz, dümdüz ve konforlu bir otoyol, ha eğer ben Mimar Sinan'ın yaptığı Büyük Çekmece köprüsünü göreceğim diyorsanız diğer ücretsiz yoldan yani Büyükçekmece kısmından da gidebilirsiniz. Yolun km olarak belki çoğunu alıyor bu otoyol ama asıl km olarak az olan ama vakit alan kısım ve de eğlenceli kısım bundan sonra başlıyor.

Çatalca'dan sonra Karacaköy, Ormanlı, Hisarbeyli, Çelepköy, Örencik, Yazlıköy, Dağyenice, Kestanelik, Oklalı, Subaşı, Gökçeali, Yalıköy gibi köylerden geçeceksiniz. Bu geçeceğiniz yerlerin hepsi farklı farklı özelliklere sahip harika yerler. Hepsini yazmak isterdim ama tam anlamıyla incelemeden yazmak istemiyorum bu yüzden bir örnek vereceğim, örneğin siz mangal yaparken kullandığınız mangal kömürünün nasıl yapıldığını biliyor muydunuz ve görmüş müydünüz? İşte bunu bu yolda bu köylerden birinden geçerken görmeniz mümkün. Ayrıca motosikletçiler ve bisikletçiler için de harika bir gezi olabilir Çilingöz gezisi.

Bu kadar yazdım ama inanın bu konuda yazmak istediklerimin tamamını yazsaydım daha sayfalarca sürerdi, daha fazla sizi sıkmadan eğer İstanbul'daysanız ve macera sever biriyseniz İstanbul'daki Karadeniz tam size göre diyorum gidiyorum.

WOLKANCA

Volkan Yılmaz

Digital Marketing & WordPress & SEO volkan@volkanyilmaz.com.tr

İstanbul'daki Karadeniziçin 12 yanıt

oh ne güzel yerler 🙂 ya sen hamakta çekilmeyi bu kadar çok mu seviyorsun ya da yatarken 😀

neyse. kenelerde yoksa eğer harika yerlermiş. ailenin ve hayatının tadını çıkar çünkü ben en son pikniğe gittiğimiz günleri bile hayal meyal hatırlıyorum

o bu o yarı kıskançlık belirtten bir o 🙂 karadenizi gezmek gibi bir şansım oldu.belirtiğin yerlere gidemedim ama has karadenizi gezdim gördüm…tek diyeceğim ülkemiz süper değerini bilmiyoruz ama… bence akdeniz veya ege tatil anlayışının odak noktası olmamalı.doğu,karadeniz,güneydoğu,içanadolu'da süper yerler var gezilecek.keşfetmek isteyenler için…

merhabalar,

istalbul'a yakın boyle guzel bir yerin varliğini ogrenmek iyi oldu. sayenizde bir hafta sonu gorulecek bir yer daha keşfettim. www.azgezmis.com

offff ya henüz ben buralara gidemedim ama en kısa zamanda canım aşkımıda alıp şöyle bir karadeniz turu yapmayı çok istiyorum buradan tüm meslek lisesi ögrencilerine selemlar özellikle samet esra emine yüksel kübra sümeyye ve biricik aşkım aaaaa byyyy kib

ya olamaz benim biricik aşkımı da alıp buralara gitm gerek mutlaka ama ben kankilerim unuturmuyum hiç özellikle önerdiginiz bir yer varsa söyleyin bizde oralarda aşkım ve kankilerimle dolaaaşallııım yaaa

ben bu yerlerin hepsini gezdim ama karadenizzzzz gibisi yok helede ünye sahile ugramadan sakın geçmeyin hhaaaa taaam bence karadenizde gezilecek daha birçok yer ver