Ne oldu bize?

Ne oldu bize?
Bunu hiç kendinize soruyor musunuz? Maddi bir çarkın ortasında insanlığımızı kaybedip aptal bir yaşam seçtik.

Prof. Dr. Yıldız Batırbaygil, kendisi 1948 İstanbul doğumlu Başkent Üniversitesi dişhekimliği fakültesi pPedodonti anabilim dalı öğretim üyesi. Özgeçmişi şöyle;

Prof Dr. Yıldız BATIRBAYGİL
Başkent Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
1948 yılında İstanbul'da doğdu. İlk öğrenimini Ankara Sarar İlkokulu, orta üğrenimini Namık Kemal Orta Okulu, lise öğrenimini Ankara Kız Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini 1969-1974 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi'nde tamamladı. Aynı sene TÜBiTAK'ın Bilim Adamı Yetiştirme Grubunun Doktora bursunu kazanarak aynı fakültenin Pedodonti AD'da doktora yaptı. 1977 yılında “Süt dişlerinde yapılan formokrezol aamputasyonunun daimi diş germine etksi” konulu tez çalışması ile bilim doktoru ünvanını aldı. 1982'de Doçent, 1988'de Profesör ünvanlarını alan Batırbaygil, Sağlık Bakanı Danışmanı, THY denticisi, Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı, Kadından Sorumlu Devlet Bakanı Danışmalığı gibi pek çok görevde bulundu. 2004 yılında Hacettepe Üniversitesinden emekli oldu. 2008 yılından itibaren Başkent Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Pedodonti AD'da öğretim üyesi olarak görevini sürdürmektedir.
Kaynak.

Habertürk'de yayınlanan Ne oldu bize? başlıklı yazısını herkesin okuması gerektiğini düşündüm.

Prof Dr. Yıldız BATIRBAYGİLAsabi bir dünyada yaşıyoruz. Ne sabır, ne tahammül, ne saygı ne sevgi ne de insanlık ve dostluk kaldı. Ne biçim bir dünya yarattık. İnsanlar birbirlerinden nefret eder oldu. Maddi bir çarkın ortasında, insanlığımızı kaybedip aptal bir yaşam seçtik. Dost dediğimiz kişiler bize en zarar veren kişiler oldu. Öyle negatif saçmaya başladık ki, bu negatifimiz sürekli toprağa geçip, tekrar bize dönmeye başladı. Ayrıca bu negatif, pozitif insanları da etkileyip onları da negatif yaptı. Paraya tapanlar, öbür dünyaya çoraplarını bile götüremeyeceklerini unuttular. Hep daha fazlasını istediler. Bu mu çocuklarımıza bırakacağımız dünya. Ne yapıyoruz biz . Bunu hiç kendinize sormuyor musunuz ? Ne büyüğe saygı, ne küçüğe sevgi kaldı. Otobüsler de egomuzu tatmin edip kaptığımız yere oturup, ayakta kalan büyüklerle göz göze gelmemek için çaba harcar olduk.

Televizyonun hangi kanalını açsak sürekli olumsuz, iç karartıcı haberler. Hele siyasetçiler, biz onlara güvenmek, saygı duymak, onları takdir etmek isterken onlar nasıl bir tablo çiziyorlar. Biz bunları hak ediyor muyuz? Tabi ediyoruz. Onlarda uzaydan gelmediler ya, birileri seçtiler de geldiler. O zaman demek biz buyuz ki kendimize benzeyenleri seçtik… Bu memlekette iyi şeyler yapılmıyor mu? Neden biz bunları duyamaz olduk. Belki bir gün bu günleri bile arar olabiliriz, belli mi olur.

Sokakta yürürken bakıyorum da, herkes mutsuz, önüne bakarak yürüyor. Tabi kimsenin kendine güveni kalmadı ki. Adam evde bekleyenleri nasıl doyuracağını, onların yüzüne nasıl bakacağını düşünüyor. Aile mefhumu ise hiç kalmadı. Evlilikler şirkete döndü. Adam para getirirse evde itibar görür oldu. Ne ka ekmek, o'ka köfte misali. Eğer evde kadın maddi açıdan daha güçlüyse adam yandı. Çünkü evdeki görgüsüz, vicdansız,egoist bir kadınsa valla o kadının ne parası ne de havası çekilir. Çocuklarsa iyice vampirleşti. Ebeveynlerden kesenin ağzını kim açarsa onlar için o makbul oldu. Ana baba sevgisi, saygısı, aile bütünlüğü yok oldu(tabi herkes için değil). Herşey parçalandı ama ilişkiler parçalanırken de en önemlisi yürekler paramparça oldu. Herkes birbirine üç kuruş için kazık atar oldu ve yozlaştıkça yozlaştık. Sonunda da Memleketi bu hale getirdik. Şimdi bu memleket neden böyle diye, kim bu memleketi bu hale getirdi diye sormak abesle iştigal değil mi? Doktorlar hastalarına sanırım küs. Küs diyorum çünkü hastalarıyla konuşmuyorlar, sorularına tenezzül edip cevap bile vermiyorlar. Babamın döneminin doktorlarını öyle özlüyorum ki. Onlar mı uzaydan gelmişlerdi yoksa şimdikiler mi?

Makamlar insanları şereflendirir oldu oysa insanların makamları şereflendirmeleri gerekmez miydi? Olmadık göreve gelen, kompleksli bir sürü hiçbir şeyden haberdar olmayan, olmadığı içinde havasıyla bilgisizliğini örtmeye çalışan yeni yeni bürokratlar türedi. En önemlisi de insanlarda Allah korkusu kalmadı. Sizler(kötüler için) kimsiniz?

Ben memleketimin daha fazla negatiflenmesini istemiyorum ve üzerime bu konuda düşen her görevi de yapıyorum. Hadi gelin sizde yapın ve bir şeyleri düzeltelim.

Eğer doktorsanız, hastalarınızla daha çok ilgilenip(ilgilenmeyenler için söylüyorum), onlara biraz zaman ayırıp moral verebilirsiniz Tıp kı Dahiliye uzmanı Dr.Serpil Kılınç gibi. Gencecik bir doktor ama bilgisi, hastalara ilgisi aynı babamın döneminde özlediğim doktorlar gibi. Kocası Ortopedist Dr.Barış Kılınç aynı onun gibi, ben zaten çok şanslı bir insanim, belki de hep olumlu düşündüğüm için, Allah hep karşıma böyle bilgili ve iyi insanları çıkardı. Onları tanımak, onların hastası bile olmak bence bir armağan. Daha ne isterim ki. Hasta, karşısında ona moral veren, ona değer veren doktoru görünce hastalığı %50 zaten iyileşiyor, bir de bilgisini katarsanız o hastanın iyi olmamasına sebep var mı? İşte bu karı-koca da bence mucizeler yaratıyor.

Şirkete dönmüş evliliklerde ki ailelere sesleniyorum! Birbirinize destek olun. İyi günler de olduğu gibi, kötü günlerde de eşinizin yanında olun, hiç bir şey yapamıyorsanız onun yanında olduğunuzu hissettirin ve ona moral verin ki yalnız olmadığını anlasın ve sizden güç alsın. Maddi şeyler için birbirinizi yemeyin, kaç tapunuz olursa olsun, onların aslında sizin olmadığını hiç unutmayın. Bütün mülklerin sahibi Yüce Yaratan değil mi? İster verir, ister alır. Sürekli sınananlardan olmayın ve çocuklarınızı egonuzla değil, aklınızla yetiştirin ve onlara çok sevgi verin ki, ihtiyacınız olduğu zaman sizin öğrettiğiniz sevgiyi, size verebilsinler. Mutsuzluk ektiğiniz yerde sevgi, sevgi ektiğiniz yerde mutsuzluk bitmiyor. Ne ekerseniz onu biçersiniz.

Havalı bürokratlar size sesleniyorum! 10 sene de, 20 sene de o görev de kalsanız, bir gün bitecek ve gideceksiniz. Kimlere nasıl davrandıysanız, ne yaptıysanız aynıları katlanarak üzerinize gelecek. Vaktiyle kapınızda bekletip, kötü davrandıklarınıza gün gelecek belki muhtaç olacaksınız. Bu dünya zaten etme – bulma dünyası değil mi? Bekle, gör ve yaşa. Değişmek için daha ne bekliyorsunuz. Yapılan kötülükleri unutup yalnızca iyilikleri hatırlayacağınız bir dünya yaratamaz mısınız kendinize. O zaman daha huzurlu olmaz mısınız?
Size kötülük edenleri affedemez misiniz? Tüm günahlarımızı Allah affederken biz kim oluyoruz da bu kadar kinci olabiliyoruz. Geçmiş sayılarda bahsettiğim şu şeyi lütfen hiç unutmayın. Vücudunuza tüm enerjilerin girmesini istiyorsanız içinizde kin, nefret, öfke ve affedememezlik duygularının olmaması lazım. Ben de yok. Çünkü her olayda kendimi karşımdakinin yerine koyuyorum ve ona hak verecek mutlaka bir şeyler buluyorum. Böylece kimseye gıcık kapmıyorum. Kimseye kinlenmiyorum ve herkesi seviyorum. Benim de sırrım bu. Eğer beyninizi buna şartlarsanız inanın daha huzurlu, daha sağlıklı yaşayacaksınız ve inanın birçok hastalığınızı da yeneceksiniz. Hadi deneyin ne kaybedersiniz..

Sizlerden o kadar çok e-mail alıyorum ki, ilginize çok teşekkür ederim. Gelecek sayıdan itibaren bazı sıkıntılarınıza buradan cevap vermek istiyorum. Lütfen rumuzunuzu da yazın.

Hepinizin olumlu değişmesi dileğimle, bol pozitif enerjili günler diliyorum.
ybatirbaygil@yahoo.com

Volkan Yılmaz tarafından yayınlandı

Volkan Yılmaz #SEO, Digital Marketing, Growth Hacking #wolkanca volkan@volkanyilmaz.com.tr

“Ne oldu bize?” için 3 yanıt

  1. ne kadar da güzel yazmış, ancak malesef bir o kadar da iç karartıcı.

    neler olmamış kı şu insalığa!

Yorumlar kapatıldı.