Suni gündemler

Geçenlerde bir yakınımın 15-16 yaşlarındaki oğluyla muhabbet ediyorduk. Neden sonra çocuğa çeldirici bir soru sorasım geldi! Ona, şu anda ülkenin en önemli gündem konusunu sordum ve "Gülben Ergen ve Bülent Ersoy ne kavga ettiler ama…" yanıtını aldım. Bu duruma, o yaşlardaki çoğu çocukta hatta zaman zaman yaşıtlarımın arasında da çokça rastlıyorum.

Yalnızca magazinsel olaylara ilgi duyma hali çoğumuza dikte edilir hale geldi. Öyle ki uzun zamandır ülke gündemini anlatmakla mükellef ana haber bültenlerinde ve gazetelerde, yaşanan ciddi olaylara dahi magazinsel bir yaklaşım var. Bu yaklaşım tarzı gündemin içindeki satır aralarını, dolayısıyla da asıl gündemi yakalamamıza engel oluyor. Giderek sorunlardan uzaklaşmış ve bilinçsizleşmiş hale geliyoruz. Bana göre bu magazinsel düşünce her şeyi ucuzlaştırıyor, suni gündemler yaratıyor…
Suni gündemler o kadar karmakarışık ki doğru soruları soramadığımızı düşünüyorum. Örneğin;

  1. Ülkede işsizliğin alıp başını gittiğini herkes apaçık görüyor. Büyük şirketler hariç özel sektör durdu sayılır. Küçük esnaf günü siftah etmeden kapatıyor. Bir de üstüne ekonomik kriz ortamı doğunca, büyük şirketler bunu fırsat bilip çoktan beridir çıkartmayı planladıkları ama bir türlü bir neden bulamadıkları işçileri teker teker çıkardılar… Şimdi herkes memur olmak istiyor ancak memur olma şartları da üniversite bitirmekten, iyi bir iş geçmişinden ya da memuriyet sınavından yüksek puan almaktan geçmiyor. Şimdi herkes işsizlik nasıl çözülür diye birbirine soruyor, bu doğaldır. Yalnız, benim başka sorularım var:

    "Memur kesimi (emeklileri saymıyorum) neden maaşları azalmamışken ve kriz ortamında her şey bu kadar ucuzlamışken harcamalarını kıstılar?"

    "İşçi çıkararak küçülmeye giden büyük şirketler, bu küçülmeyle ne kadar büyüdüklerinin hesabını açıkça verebilirler mi?"

    "Her krizin parası olanı biraz daha güçlendirdiğini ama ülke ekonomisini daha kötüye götürdüğünü ve kriz ortamında nasıl rantlar sağlandığını görmek için daha IMF'den ne kadar borç almamız gerekiyor?"

  2. Ergenekon diye sözde bir örgüt çıkarıldı. Sözde çünkü asker darbe yapacak olsaydı çoktan yapardı, bunun örnekleri zaten var. Ne hukukun bir saygınlığı kaldı ne de polisle askerin… Pek çok eski asker gözaltına alındı. Sivilde, ülkeye çok hizmet vermiş ve vermekte olan kişiler, gerektiğinde hasta yataklarından kaldırılıp gözaltına alındılar (Türkan Saylan gibi.). Telefonlar dinlendi, Ergenekon'un adını bile ağzına alan tutuklandı.Bu üçgende yaşanan tartışmalar arasında en önemli konu yargının baskı altına alınıp alınmamasıydı. Hala görülmekte olan davalar var lakin şu zamana kadar alınmış bazı kararlar, hukukun ne kadar baskı altına alındığının bir göstergesi bence. Polisin uygulamaları da insanların onlara olan güvenini iyice sarstı (Kazılarak yeraltından çıkarılan yepyeni silahlar olayı en başta gelir). Kısacası yargı baskı altında, asker darbeci, polis de güvenilmez ve kullanılan kurumlar konumuna getirildi. Şimdi benim yine sorularım var:

    "Hani demokratik ülkelerde yargı bağımsızdı ve Türkiye demokratik bir ülkeydi?"

    "Hani bu ülkede fikir özgürlüğü vardı?"

    "Yargının bağımsızlığına ve polise güvenemeyecek mağdur kişiler haklarını nasıl arayacaklar? Yoksa toplumca mafyalaşmaya mı özendiriliyoruz?"

Benim cevaplarım sorularımın içinde zaten.. Herkes kendi cevaplarını suni gündemlerin satır aralarından bulsun…

Konuk Yazar tarafından yayınlandı

Wolkanca sitesine Konuk Yazar olan, dışarıdan kendi yazılarını ekleyen bir kişi.